Dünyanın en zengin ülkelerinden biri olarak bilinen Katar, son dönemde yaşanan gelişmelerle büyük bir sarsıntı geçirdi. Körfez’de yer alan bu çöl yarımadası, doğal gaz kaynakları sayesinde bir zamanlar sadece inci avcılığıyla geçinen bir bölgeden, dünyanın en zengin ülkelerinden birine dönüşmüştü. Ülke, son otuz yıl boyunca geliştirdiği tedarik hatlarıyla her yıl milyarlarca dolarlık sıvılaştırılmış doğal gazı Hürmüz Boğazı üzerinden Asya ve Avrupa’daki limanlara ulaştırıyordu.

Katar, gelirlerinin yüzde 60’ından fazlasını gaz ve gazla ilişkili ihracatından elde ederek, bu zenginliği başkenti Doha’yı modern bir metropole dönüştürmek amacıyla kullanıyordu. Gelişmiş altyapılar ve görkemli gökdelenler, çöl yollarının yerini almış; sulama sistemleri sayesinde ise ülke, yıl boyunca yeşil alanlar ve rengarenk çiçeklerle dolup taşıyordu. Doğal gazdan elde edilen gelir, başkenti Lusail’e bağlayan bir metro sisteminin yanı sıra, lüks alışveriş merkezleri ve eğlence parkları gibi büyük projeleri de finanse etti. Ayrıca, Katar, dünyanın en pahalı Dünya Kupası organizasyonuna ev sahipliği yaparak dikkatleri üzerine çekmişti.

Ancak, şubat ayında Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla Katar, önemli bir ekonomik krizle karşı karşıya kaldı. İki aydan fazla bir süre boyunca ülkenin kıyılarından neredeyse hiç gaz çıkışı olmaması, tüm ticari faaliyetleri olumsuz etkiledi. Araçlardan gıdaya kadar her şeyi ithal eden Katar, deniz yollarına erişim kaybıyla büyük bir darbe aldı. Bölgedeki istikrarsızlık korkuları, turizm sektörünü ciddi şekilde sarstı ve iş dünyasındaki güven kırıldı.

Katar’ın ekonomik dönüşümü, 1990’larda başlamıştı. Ülke, dünyanın en büyük doğal gaz rezervlerinden biri olan North Field’daki gazı sıvılaştırmak için büyük yatırımlar yaptı. 1996 yılında Japonya’ya yapılan ilk sevkiyatla başlayan süreçte, Katar’ın üretim kapasitesi 2010 yılına gelindiğinde 77 milyon tona ulaştı. Bu sayede, Katar, kişi başına düşen gelir açısından dünyanın en zengin ülkeleri arasına girdi. Ancak, bu büyüme süreci, büyük oranda yabancı işçilerin katkısıyla gerçekleşti ve günümüzde nüfusunun yaklaşık yüzde 90’ı yabancılardan oluşuyor.

İleriye dönük hedeflerini sürdürmek isteyen Katar, 2019 yılında North Field’deki LNG üretim kapasitesini 2027 yılına kadar yıllık 126 milyon tona çıkarma planlarını duyurmuştu. Ancak, şubat sonunda bu planların çoğu durma noktasına geldi. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi komşularının alternatif boru hatları bulunmasına rağmen, Katar, coğrafi olarak Hürmüz Boğazı’nın gerisinde sıkışmış durumda. İran’ın ablukasının başlamasıyla birlikte, devletin enerji devi QatarEnergy, sözleşmelerini yerine getiremeyeceğini açıklamak zorunda kaldı. Ayrıca, Ras Laffan tesisine yapılan saldırılar, üretim kapasitesinde düşüşe neden oldu.

Analistler, Katar’ın milyarlarca dolar kaybettiğini ve her gün yüz milyonlarca dolarlık ek zarar oluştuğunu belirtiyor. Uluslararası Para Fonu (IMF), Katar ekonomisinin bu yıl yüzde 8,6 küçüleceğini, ancak 2027’de toparlanmasının beklendiğini vurguladı. IMF yetkilileri, “Hürmüz Boğazı’nın kapalı kaldığı her gün Katar’ın ekonomik durumu daha da kötüleşiyor” ifadelerini kullandı. Ayrıca, savaş, Katar’ın ekonomik çeşitlendirme stratejisinin de kırılgan olduğunu ortaya koydu. Turizm, finans ve uluslararası iş merkezi olma hedefleri büyük bir darbe aldı. Doha’da ticaret ve turizm hareketliliği önemli ölçüde azalmış durumda.