Gece Uyku Alışkanlıklarımız Değişti: İki Parçalı Uyku Daha Sağlıklı mı?

Günümüzde birçok insan akşamın kararmasıyla birlikte uykuya dalıyor ve sabaha kadar kesintisiz bir uyku geçirmeyi bekliyor. Ancak tarihsel olarak bakıldığında, bu durum pek de yaygın bir uygulama değildi. İnsanlar, geçmişte akşam saatlerinde uykuya dalıp, birkaç saat sonra uyanıyor ve kısa bir süre sonra tekrar uykuya dalıyorlardı. Bu alışkanlık günümüzde alışılmadık bir durum gibi görünse de, tarihçi Roger Ekirch’in araştırmalarına göre, geçmişte oldukça yaygındı.

Ekirch, yıllarca süren çalışmalarında günlükler, mahkeme kayıtları, tıbbi belgeler ve eski yazmalar üzerinde durarak bu ilginç durumu belgeledi. Araştırmaları sırasında “ilk uyku” ve “ikinci uyku” kavramlarının farklı dillerde sıkça geçtiğini fark etti. Bu terimler, dönemin insanları için doğal bir yaşam biçimini ifade ediyordu ve bu durum hakkında açıklama yapma ihtiyacı dahi hissetmiyorlardı.

Gece yarısı uyanan insanların o saatlerde neler yaptığı ise dikkat çekici bir başka konu. Günümüzde gece yarısı uyanan bir kişi muhtemelen telefonuna bakmakla meşguldür. Ancak Orta Çağ ve erken modern dönemde insanlar, gecenin bu sessiz zaman dilimini dua ederek, rüyalarını düşünerek, sohbet ederek veya küçük ev işlerini yaparak değerlendirmişti. Hatta bazıları hasta aile bireyleriyle ilgilenirken, diğerleri sadece düşüncelere dalıyordu. Dönemin yazılı kaynaklarında, gece yarısının zihinsel olarak sakin ve berrak bir zaman dilimi olduğu sıkça vurgulanmaktadır.

Bu iki parçalı uyku düzeninin neden ortaya çıktığına dair ilginç bir açıklama mevcut. O dönemde yaşam tamamen gün ışığı ile sınırlıydı; elektrik bulunmuyor, sokak lambaları yaygın değildi. İnsanlar hava karardığında dinlenmeye çekiliyorlardı. Araştırmacılar, yapay ışığın yaygınlaşmasıyla insanların daha geç saatlere kadar uyanık kalmaya başladığını düşünmekte. Zamanla, uyku alışkanlıkları dönüşerek tek parça uyku modeli ön plana çıkmaya başladı.

Son yıllarda yapılan bazı araştırmalar, bu durumu yeniden sorgulamaya açtı. Her toplumun veya dönemlerin uyku düzeninin aynı olmadığını belirten yeni çalışmalar, geçmişe dair belgelerin farklı şekillerde yorumlanabileceğini vurguluyor. Bu noktada, tüm insanların kesin olarak iki parçalı uyku düzenine sahip olduğunu söylemek mümkün olmasa da, tarih boyunca bazı topluluklarda bu alışkanlığın yaygın olduğuna dair güçlü işaretler bulunmaktadır.

1990’larda yapılan bir deneyde, araştırmacılar yapay ışık olmadan uzun süre yaşayan insanların uyku düzenlerini gözlemlemiş ve bazı katılımcıların kendiliğinden iki parçalı uyku düzenine geçiş yaptığını gözlemlemiştir. Bu bulgular, insan biyolojisinin geçmişten gelen ritimlere uyum sağlama kapasitesini düşündürmektedir.